Ben Kimim

 
 
 
 

BURSA / NİLÜFER BELEDİYESİ HAVACILIK SERGİSİ

 
 
İrfan SARP
Emekli Hava Pilot Tümgeneral
 

Havacılık konularında yayın yapan internet sitesi kokpit.aero'da 13 Mayıs 2018 Pazar günü "Kağıt uçak Demir Kuş sergisi, Bursa'nın havacılık tarihine ayna tutuyor" başlığıyla bir haber yayınlandı. Bu haberde, Bursa'nın üç merkez ilçesinden bir olan Nilüfer İlçesi'nin Nazım Hikmet Kültürevi'nde bir havacılık sergisi açıldığı ve bu sergide Bursa'nın havacılık tarihine damga vurmuş isimlerin fotoğraflarının ve hikayelerinin havacılık meraklılarıyla buluşturulduğu anlatılıyordu. Sergide Türk Hava Kuvvetlerinin ilk pilotlarından Mehmet Ali Kurçer, ilk kadın savaş pilotu Sabiha Gökçen, 18 saati aşkın tek başına havada kalarak rekor kıran Emrullah Ali Yıldız, ilk Türk uçağını yapan Vecihi Hürkuş ve Hava Kuvvetlerimizin ilk jet pilotlarından Bursalı Necati Artan'ın özel hikayeleri, fotoğrafları ile kişisel eşyalarının sergilendiği haberde bildiriliyordu. Serginin açılışında Nilüfer Belediye Başkanı Mustafa Bozbey'in yaptığı konuşmada: "Bugün, bu sergiyle aslında Türk havacılığının gelişmesine öncülük eden, destek veren insanlarımızı anıyoruz. Onlar, havacılık tarihimize altın harflerle yazılan isimlerdir. Bu kapsamda Fadıllı Havacılık Tesislerimizi hizmete açtık. ‘Uçmak özgürlüktür’ diye bir söz var. Herkesi uçmaya davet ediyorum. Tesislerimizde düzenlediğimiz çeşitli etkinliklerle havacılığı sevdirmeye çalışıyoruz" şeklindeki sözlerinden de etkilendim. Haberde sözü geçen Yarbay Necati Artan Balıkesir'de 1967-68 yıllarında F-84F muharip jet uçaklarından kurulu 191'nci Filo Komutanı iken ben onun emrinde görev yapan pilotlardan biriydim.

İlgimi çok çeken sergiyi gezmek üzere geçen Cumartesi günü arabama atlayıp Bursa Nilüfer ilçesinde serginin yapıldığı Nazım Hikmet Kültürevi'ne gittim. Sergiyi düzenleyenlerden Sayın Deniz Bey ile Sayın Ali Bey'in verdikleri izahatlarla havacılık tarihimizde önemli yer tutan bu havacılarımızın hatıralarını bir defa daha yaşamak fırsatı buldum. Sergiyle ilgili izlenimlerimi havacı arkadaşlarımla paylaşmamın faydalı olacağını düşündüm.

Sergiyi şöyle anlatayım. Salonun hemen girişinde aşağıya çıkardığım pano bulunuyor. Panoda, serginin teması "BURSA HAVACILIK TARİHİ - KAĞIT UÇAK DEMİR KUŞ" kelimeleriyle tasvir edilmiş. KAĞIT UÇAK tabirini, Hava Kuvvetlerimizin ilk pilotlarından olan Mehmet Ali Kurçer'in daha uçaklar Türkiye'ye gelmeden önce, görev yaptığı Alay Karargahında kağıt uçakları uçurup subaylara uçaklar hakkında bilgi vermesinden ilham almışlar. DEMİR KUŞ tabiri de bilindiği gibi uçaklar için halk arasında kullanılan çok hoş bir tabirdir.

Serginin girişinin hemen sağında GÖKLERİN KIZI SABİHA GÖKÇEN panosu bulunuyor. Panoyu incelerken 1936 BURSA SEMALARINDA yazısı dikkatimi çekti. 1936 yılı benim doğum yılımdı. Hemen panonun önüne geçip aşağıdaki hatıra fotoğrafını çektirdim.

Sabiha Gökçen, 22 Mart 1913 tarihinde Bursa'da dünyaya geldi. Küçük yaşta anne ve babasını kaybetti. 1925 yılında Bursa’yı ziyaret eden Atatürk tarafından evlat edinilerek kendisine "Gökçen" soyadı verildi. Çankaya İlkokulu ve İstanbul Üsküdar Kız Koleji'nde öğrenim gören Sabiha Gökçen, havacılığın gelecekteki önemli rolünü çok iyi bilen Ebedi Başkomutanımız Mustafa Kemal Atatürk'ün tavsiyesiyle 1935'te Türk Hava Kurumu'nun Türk Kuşu Sivil Havacılık Okulu'na girdi. Ankara'da yüksek planörcülük brövesini aldı. Gökçen, 7 erkek öğrenciyle birlikte Kırım, Rusya'ya gönderilerek yüksek planörcülük eğitimini tamamladı. 1936'da Eskişehir Askeri Hava Okulu'na girdi, burada pilot brövesini kazandı. Av ve bombardıman uçaklarıyla başarılı görevler yaptı.

Sergiyi gezerken dikkatimi çeken panolardan biri de, BURSA'NIN BAĞIŞ UÇAKLARI panosu oldu. Panoda, o yıllarda Bursa'nın yerel Ertuğrul gazetesinin 21 Mart 1911 tarihli sayısında "Bursa Tayyaresi" başlıklı haberde, bir değerli ticari kuruluş tarafından Bursa şehri adına bir uçak alınması için girişimde bulunulduğu bilgisi yer alıyor. Şimdi haberin tarihine dikkatinizi çekmek istiyorum. Türk Hava Kuvvetleri'nin resmi kuruluş tarihinin 1 Haziran 1911 olduğunu biliyoruz. Demek ki Bursalılar, Ordumuza bir uçak alınması için daha Havacılık Teşkilatı kurulmadan önce girişimde bulunmuşlar. İşte bu girişim, Türk insanının uçaklara ne kadar meraklı oluşunun ve havacılığa ne kadar önem ve değer verişinin en güzel örneklerinden biridir.

Serginin en ilginç köşelerinden biri de 1914 yılında Pilot Üsteğmen Mehmet Ali Bey'in Beyazıt meydanına uçağıyla yaptığı inişin anlatıldığı ve buna ait fotoğrafların yer aldığı köşedir. Akıllara durgunluk veren bu inişin hikayesi şöyledir.

Mehmet Ali Kuçer 1889 doğumludur. Hava Kuvvetlerimizin ilk pilotları olan Yüzbaşı Fesa Bey ve Teğmen Yusuf Kenan Bey, 1912 yılında Fransa'da eğitimlerini tamamlarlar. Ayni yıl Teğmen Mehmet Ali Bey ve diğer üç subay İngiltere'de Bristol Hava Okulu'nda uçuş eğitimine gönderilir. Balkan Harbi'nin çıkması üzerine subaylar eğitimlerini yarım bırakıp yurda dönerler. Daha sonra Yeşilköy Tayyare Mektebi'nde eğitimini tamamlayan Üsteğmen Mehmet Ali, Yeşilköy Uçuş Okulu'nun Baş Öğretmeni Yüzbaşı Feza Bey'in maiyetinde uçuş öğretmenliğine devam eder.

Harbiye Nazırı Enver Paşa'nın emir subayı, Üsteğmen Mehmet Ali'nin yakın arkadaşıdır.. Emir subayı bir gün arkadaşı Mehmet Ali'ye, Enver Paşanın müsteşarlarıyla sohbet ederken, bir uçağın Harbiye Nezareti'nin (Beyazıt'ta şimdiki İstanbul Üniversitesi) önüne inip inemeyeceği konusunu konuştuklarını söyler. Üsteğmen Mehmet Ali de uçağıyla bu meydana inmeye karar verir ve 14 Nisan 1914 tarihinde R:E:P modeli uçağıyla Yeşilköy'den kalkıp Beyazıt meydanına iner. Civardaki halk uçağın düştüğünü sanarak büyük telaşa kapılır. Uçağın iniş haberini alan Enver Paşa ve müsteşarları koşarak uçak başına gelirler. Enver Paşa pilotun omzunu okşar, "Merhaba arkadaş, buraya nasıl inebildin?" diye sorar. Biraz sonra Enver Paşa'nın yaveri bir kese içinde 100 altın lirayı getirip Üsteğmen Mehmet Ali'nin cebine koyar.

Uçak üç gün süreyle Beyazıt meydanında sergilenir. Bu üç gün içersinde İstanbul ve civarından uçağı görmek üzere halk Beyazıt meydanına akın eder. Uçağın buraya inişi, halktan uçak satın almak için bağış toplanmasına çok güzel bir fırsat olur. Beyazıt meydanının dört tarafındaki giriş noktalarına bağış kumbaraları konur. Uçağı görmek üzere gelen halktan büyük miktarda bağış toplanır.

Üç gün süreyle Beyazıt meydanında sergilendikten sonra uçak, kanatları sökülüp bir çekerin yanlarına bağlanarak Yeşilköy’e nakledilir.

Üsteğmen Mehmet Ali Bey, Beyazıt meydanına inişinden yaklaşık üç ay önce de 11 Ocak 1914 tarihinde Yeşilköy'den kalkıp Bursa üzerine gelir, şehir üzerinde bir kaç tur attıktan sonra, civarda en iyi iniş yeri olarak seçtiği Atıcılar mevkiindeki bir düzlük alana iner. Gökyüzünde ilk defa bir uçak gören Bursa halkı büyük bir merakla uçağın indiği alana koşar. Uçak ertesi gün bir aracın arkasında çekilerek şehrin merkezindeki Belediye binası yakınında, eski Tayyare Sineması, şimdiki Tayyare Kültür Merkezi önüne çekilir. İstanbul Beyazıt meydanına inişte olduğu gibi bu sefer de Bursalılardan uçak alımı için bağış toplanır. Şehrin merkezinde beş gün süreyle sergilenen uçak, nesiller boyu Bursalıların zihinlerinde yer eder. Pilot Mehmet Ali Kurçer 1961 yılında vefat edince Bursalılar unutulmaz bir vefa örneği göstererek, şehir merkezine yakın bir caddeye "Tayyareci Mehmet Ali Bey" ismini verirler.

Şimdi, burada çok önemli bir noktayı dikkatinize sunmak istiyorum. 1914 yılında Pilot Mehmet Ali Bey'in uçağıyla Atıcılar mevkiinde inmiş olduğu yer, yıllar sonra Bursa'ya bir havaalanı yapılması ihtiyacı doğduğunda, hava alanlarının inşaatlarını planlayan uzmanlar tarafından Bursa yöresinde, hava alanının inşa edileceği en uygun yer olarak seçilmiştir. İşte o yer, bugünkü Yunuseli Havaalanı'nın bulunduğu yerdir. Yazımızın sonunda bu konuya tekrar dönülecektir.

Pilot Mehmet Ali Bey, 1'nci Dünya Savaşı yıllarında Çanakkale'de ve Doğu cephesinde başarılı görevler yapmıştır. Doğu cephesinde zamanın 6'ncı Ordu Komutanı Halil Paşa, başarılı bir gece uçuşu keşfi yapan Pilot Üsteğmen Mehmet Ali'ye bir takdir yazısıyla birlikte 50 lira para mükafatı vermiş ve kıymetli bir at hediye etmiştir. Düşünün ki o zamanlar, şimdiki gibi pistin ışıklandırma sistemi yoktur. Pistin kenarlarına, havacılık literatüründe "ördek" tabir edilen gaz yağı lambaları konularak pilotun pisti görmesi sağlanmaktadır. Ayrıca 18'nci Kolordu Komutanı Ali İhsan Paşa da, Üsteğmen Cemal ve Rasıt Üsteğmen Nüzhet'e, 545 kilometre mesafedeki bir bölgenin başarıyla keşfini yaptıkları için bir takdir yazısı yazmıştır. Uçulan mesafeyi bir örnekle benzetecek olursak, 545 km. mesafe, Bursa Yunuseli Havaalanı'ndan Merzifon Havaalanına kadar olan mesafedir ve bu günün şartlarında bile, gidiş /geliş olarak tek pervaneli bir uçakla yapılan çok uzun bir mesafe olarak kabul edilmelidir.

Sergide, BURSA'NIN BAĞIŞ UÇAKLARI panosunun hemen yanında da, Bursa ili ve ona bağlı ilçe halklarının kendi aralarında topladıkları bağışlarla Ordu için satın aldıkları uçakların fotoğrafları bulunmaktadır. Fotoğrafta sırasıyla, Gemlik uçağı ( Çekoslovak imalatı Letov S-16T), Mustafakemalpaşa uçağı, Orhaneli uçağı ( Fransız Caudron G-4), Orhaneli uçağı (Fransız Devoitine D-21), Karacabey uçağı ( Alman Junkers A-20) ve Orhangazi uçağı görülmektedir.

Ben bu panonun önünden uzun süre ayrılamadım. Fotoğraflardaki uçakların gövdesini, kanadını, kuyruğunu, tanıtma işaretlerini ve uçakların önünde gururla poz veren o devrin üniformalı ve sivil insanlarını tek tek incelerken çok duygulandım. Belki okurlarımın kıymetli zamanlarını alacağım ama, bu bağış uçakları konusu üzerinde biraz ayrıntıya girmek istiyorum.

O zamanlar uçak imalatçısı ülkeler Fransa, Almanya, Çekoslavakya, Polonya ve İngiltere'ye ısmarlanan uçakların kanatları, gövdesi, kuyruğu, iniş takımları ve diğer aksamı sandık ambalajlar içinde gemi veya trenle Türkiye'ye, uçağı ısmarlayan şehre getiriliyor. Uçağın parçaları uzman ustalar tarafından birleştirildikten sonra test uçuşu yapılıyor. Uçağı ısmarlayan şehir veya ilçenin ismi uçağın gövdesi üzerine yazılıyor. Uçak bu şekilde bir süre şehir halkının görmesi için sergileniyor. Daha sonra uçağı bağışlarıyla satın alan şehrin veya ilçenin ismi üzerinden silinip askeri işaretleri üzerine yazıldıktan ve kuyruk numaraları verildikten sonra, tahsis edilmiş olduğu uçuş birliğine uçarak götürülüyor.

Sırası gelmişken, düyun-u umumiye borçlarının (Osmanlı dış borçları) ödenmesinde büyük mali sıkıntılar içinde olan devletin savaş gemileri ve uçak temin etmek için parası yoktur. Kurulan Donanma Cemiyeti'nin halktan topladığı bağışlarla savaş gemilerimiz temin edilmektedir. Yeni kurulan Hava Kuvvetlerimiz için de bağış yöntemiyle uçak temin edilmeye çalışılmaktadır. İşte Beyazıt meydanına inen Mehmed Ali Bey'in uçağını görmek için gelen İstanbul halkı da uçak alımımda kullanılmak üzere önemli miktarda bağışta bulunmuşlardır.

Varlıklı yurttaşlarımızın da Orduya uçak bağışları oluyordu. Bu yokluklar döneminde Erzurum eşrafından Nafiz Beyin Ordumuza bağış yaparak iki ve ayrıca bizzat satın alarak dört uçak armağan edişi ilk akla gelenlerden biridir. Nafiz Beyin satın aldığı uçaklara Erzurumlu Nafiz 1, Nafiz 2, Nafiz 3 ve Nafiz 4 isimleri verilmiş ve Kurtuluş Savaşımız sırasında, 21 Mayıs 1922 tarihinde Akşehir Cephe Komutanlığı emrine tahsis edilmiştir. Ayni tarihlerde 174'ncü Alay Komutanlığı mensupları da maaşlarından % 25 miktar paraları hibe ederek bir uçak satın alınmasını sağlamışlar ve bu uçağa da 174'ncü Alay ismi verilmiştir. Edremit halkından toplanan bağışlarla satın alınan uçağın da ayrı bir anlamı bulunmaktadır.

Balkan savaşlarında Rumeli'nin elden gitmesinden sonra ülkenin geriye kalan bölgelerinde yaşayan halkın ekserisi İslamdı. Denizlerde gemilerin bayrak göstermesi gibi, Türk bayrağını taşıyan uçakların da İslam ülkelerini ziyaret ederek Mısır'a kadar ulaşması bir çeşit güç gösterisi olacaktı. Bu amaçla iki uçağımızın İstanbul-Kahire hava seferini yapması kararlaştırıldı. İki uçak 8 Şubat 1914 günü bu sefer için Yeşilköy'den havalandı. Bir iki küçük olayın dışında uçuş Şam'a kadar normal cereyan etti. 27 Şubat günü Şam'dan Kudüs'e doğru havalanan Yüzbaşı Fethi ve Rasıt Yüzbaşı Sadık'ın içinde bulunduğu uçak rota üzerindeki Taberiye Gölü yakınlarındaki Şumriye kasabasının yakınlarına düştü ve her iki pilotumuz şehit oldu. Kazadan beş gün sonra da ikinci uçak Yafa Meydanı'nıdan kalkışta denize düştü. Kazada Pilot Yüzbaşı Nuri şehit olurken, Rasıt Yüzbaşı İsmail Hakkı kurtuldu. Bu üç pilotumuzun hedeflerine ulaşacakları bir zamanda şehit olmaları bütün yurtta büyük bir üzüntü yarattı. Bu seferin bir şekilde tamamlanması gerekiyordu, ancak elde bu seferi yapabilecek modelde bir uçak bulunmuyordu. Edremit halkı hemen aralarında bağış toplayarak Bleriot tipinde bir uçak satın aldı. Pilot Yüzbaşı Salim İlkuçan ve Rasıt Kurmay Yüzbaşı Kemal, Beyrut'tan kalkıp Kudüs, El Ariş ve Port Said'e uğradıktan sonra 5 Mayıs 1914 günü Kahire'ye vardılar. İşte halkın bağışlarıyla temin edilen bir uçakla bu görev tamamlanmış oldu.

Hava Kuvvetlerimizin kuruluş yıllarında ne kadar büyük mali sıkıntılar çekildiğini yansıtan en çarpıcı belgelerden biri de Hava Kuvvetlerimizin temelinin atılmasında en büyük payı olan zamanın Harbiye Nazırı Mahmut Şevket Paşa'nın para bulmak için yazdığı bir mektuptur. TÜRK HAVA KUVVETLERİNİN DOĞUŞ YILLARI isimli kitapta yer alan bu mektubu okuyucularımla paylaşmak üzere aşağıya çıkarıyorum. Mahmut Şevket Paşa'nın imzasıyla Donanma Cemiyeti'ne 14 Mart 1912 tarihinde gönderilen mektubun ilgili paragrafı şöyledir:
"Fransız R.E.P. fabrikasından satın alınacak iki uçak için çok acilen 4.000 liraya ihtiyaç vardır. Şu anda bu alım için Harbiye Nezareti'nde nakit olarak tahsis edilebilecek sadece 1.000 lira mevcut bulunduğundan, üst tarafı olan 3.000 liranın Hava Kuvvetleri için ilerde toplanacak bağışlardan karşılanmak üzere gönderilmesini; bu mümkün olmadığı takdirde, başka bir kaynaktan temin edilmesi çareleri aranacağından, durumun en kısa zamanda tarafımıza bildirilmesini arz ederim".

İşte bu mektup, ve aşağıda görülen bağış uçaklarının fotoğrafları. Hava Kuvvetlerimizin kuruluş yıllarında halk tarafından yapılan bağışların ne kadar büyük değer taşıdığının en güzel belgelerinden birini teşkil etmektedir. Bu vesileyle o devirde yaptıkları bağışlarla yurdumuzun semalarını koruyacak uçaklara sahip olmasında en büyük desteği sağlayan bağışçı güzel insanları bir kez daha rahmetle anıyor, minnet ve şükranlarımızı sunuyoruz.

Sergide dikkatimi çeken objelerden biri de aşağıda fotoğrafı görülen kumbara oldu. Şimdi lütfen aşağıda fotoğrafı bulunan kumbaraya dikkatle bakınız. Önünde THK 1925 yazısı bulunuyor. Cumhuriyetimizin kuruluşunun üzerinden sadece iki yıl geçmiş. Savaştan yeni çıkan, hazinesi tamtakır, memurların maaşlarını zor ödeyen devletimiz, semalarının savunulması için ihtiyaç duyduğu uçakların bir kısmını ancak halktan toplanan bağışlarla temin edebiliyor. Bu bağışların toplanması için de işte bu kumbaralar kullanılıyor. Bana sergiyi gezdiren görevliler, bu kumbaranın içinde hala o zamandan kalan paraların bulunduğunu söylediler.

Sergide dikkatimi çeken objelerden biri de aşağıdaki fotoğrafta görülen o zamanki uçuş bröveleri ve yaka pimlerinin yanında, üzerinde TÜRK HAVA KURUMU yazısı bulunan sigara paketi oldu. O zamanlar bu sigaraların satışından Türk Hava Kurumuna gelir temin edildiğini öğrendim.

Sevgili arkadaşlar. Şimdi lütfen aşağıdaki bu fotoğrafa dikkatle bakınız. Bu fotoğraf Bursa merkezde, Atatürk heykeline yakın mesafede bulunan Türk Hava Kurumu binasından çekilmiş. İlkokul çağında olduğu anlaşılan kızlı erkekli öğrenciler, ellerinde uçak maketleriyle Türk Hava Kurumu binasının önünde duruyorlar. İşte bu fotoğraf, çocuklara küçük yaşlarda havacılığı sevdirmenin en güzel örneklerinden birini teşkil ediyor.

Sergide Vecihi Hürkuş panosunda bulunan aşağıdaki fotoğrafı incelerken çok önemli bir nokta dikkatimi çekti. Fotoğrafta "KURTULUŞ SAVAŞININ İLK UÇUŞUNU YAPAN TAYYARE - GÜZEL BURSA UÇAĞI" yazıyordu.

Vecihi Hürkuş (1896 -1969), Türk havacılık tarihinin en önemli isimlerinden biridir. Kurtuluş Savaşı’nın ilk ve son uçuşunu yapan pilottur. 15 Mayıs 1919 günü İzmir'i işgal eden kuvvetlerle kendi kuvvetlerimiz arasında ilk silahlı çatışmanın yapıldığı 1'nci İnönü Savaşı sırasında (6 Ocak - 11 Ocak 1921) işgalci kuvvetlere karşı ilk uçuşu yapan pilot Vecihi Hürkuş'tur. Bu savaşta uçtuğu uçak ise, Vecihi Hürkuş'un önünde fotoğraf çektirmiş olduğu, Bursa halkının bağışlarıyla satın alınan GÜZEL BURSA uçağıdır.

30 Ağustos 1922'de Dumlupınar'da düşmanın mağlup edilmesiyle İzmir istikametinde çekilen düşmanı takip eden Ordumuzun ileri harekâtı sırasında uçaklarımız da taarruz istikameti boyunca Uşak, Alaşehir ve Salihli meydanlarına intikal etmişler ve bu meydanlardan kalkarak ordumuzun yakın destek ve keşif görevlerini icra etmişlerdir Kahraman Ordumuz 9 Eylül 1922 günü İzmir'e girdiğinde Pilot Vecihi Hürkuş, İzmir / Gaziemir meydanına inen ilk pilot olmuştur.

Vecihi Hürkuş, Kurtuluş Savaşı'nın her safhasına; 1'nci İnönü, 2'nci İnönü, Sakarya savaşları ve Dumlupınar zaferi sonrası yapılan takip harekâtı sırasında çok başarılı keşif ve destek uçuşları yapmıştır. Bu başarılarının mükafatı olarak Vecihi Hürkuş'a kırmızı şeritli İstiklal Madalyası ve TBMM tarafından üç kez Takdirname verilmiştir. Vecihi Hürkuş, TBMM tarafından üç takdirname ile taltif edilen tek kişidir.

Sergideki "TÜRKİYE'NİN İLK JET PİLOTLARINDAN NECATİ ARTAN" panosunun önünde de uzun süre kaldım. 1967-1968 yıllarında Balıkesir 9'ncü Üs 191'nci Filo'da ben yüzbaşı rütbesindeyken Yarbay Necati Artan hepimizin çok sevdiği ve değer verdiği Filo Komutanımızdı. 1967 Aralık ayında Kıbrıs olayları sırasında Balıkesir Üssü'nde konuşlu F-84F muharip jet uçaklarından teşkil edilen 191'nci Filomuz, Yarbay Necati Artan komutasında Bursa / Yenişehir meydanına intikal etmiş ve olaylar geçinceye kadar bir ay o meydanda görev yapmıştık. Biz Yenişehir meydanında intikalde iken, Filo Komutanımız Yarbay Artan'ın Bursa'da oturan annesinin vefat etmiş olduğunu bizler Yenişehir görevimiz sonunda Balıkesir'e döndükten sonra öğrenmiştik. O yıllarda şimdi olduğu gibi üslerde misafirhane yoktu ve biz 22 pilot, başımızda Filo Komutanımız olduğu halde er koğuşunda kalıyorduk. Yarbay Artan, çok sevdiği annesinin vefat ettiği haberini aldığı halde görev yerinden ayrılmamak için bunu Üs Komutanımız ve en yakın arkadaşları dahil hiç kimseye söylememişti. Bütün günümüz beraber geçtiği ve ayni koğuşta bir ay kaldığımız halde Filo Komutanımız bizim de hiç birimize annesinin vefat ettirdiğini hissettirmedi.Biz Yenişehir'de intikalde iken, çok sevdiğimiz Necati Artan Komutanımız,Yenişehir meydanından yarım saatlik mesafedeki Bursa'ya gidip annesinin cenazesine katılmadı. Görev aşkını ve görevin kutsallığını bundan daha güzel izah edecek başka bir örnek olabilir mi?

Bursa/Nilüfer'de KAĞIT UÇAK DEMİR KUŞ Havacılık Sergisi'nin açılış haberini kokpit.aero sitesinde okurken, açılış töreninde konuşan Nilüfer Belediye Başkanı Sayın Mustafa Bozbey'in Fadıllı Havacılık Tesisleri'ni hizmete açtığı bilgisi dikkatimi çekmişti. Fadıllı'da bir havacılık tesisi olduğunu ben ilk defa duyuyordum. Sergiyi gezerken bu tesis hakkında bilgi aldım. Fadıllı, Bursa'ya yakın bir mesafede, Ulubat Gölü'nün güneyindeki dağlık bölgenin yamacında kurulan bir yamaç paraşütü tesisiymiş. Yamaç paraşütü deyince insanın aklına ilk gelen yer Fethiye civarındaki Babadağ merkezi oluyor. Bursalı havacılık meraklısı gençler civarda yamaç paraşütü yapabilecekleri bir alan aramışlar ve Fadıllı güneyindeki bir tepenin yamaç paraşütü için çok uygun olduğunu tespit etmişler. Belediyenin desteğiyle tepeye teleferik tesisleri kurulmuş ve saha gençlerin yamaç paraşütü sporu yapabilecekleri imkanlara kavuşturulmuş. Fadıllı yamaç paraşütü tesislerin bulunduğu yer aşağıdaki Google haritasında görülmektedir. Şehrin hemen yakınında böyle bir imkana kavuşan havacılığa meraklı gençlere ne mutlu!

Fadıllı'da böyle bir tesisin kurulması elbette gençlere havacılığı ve paraşüt sporunu sevdirmek ve teşvik etmek için çok güzel bir atılımdır. Ancak havacılık faaliyetleri deyince, paraşüt sporunun yanında planör, ultralight, ve hafif pervaneli uçaklarla uçmak ön plana çıkmaktadır. Ancak bu uçuş faaliyetleri için ve ayrıca günümüzde çok moda olan jet ve pervaneli motorlu model uçakları ve son yıllarda çok popüler olmaya başlayan dronlerı uçurmak için belli uzunlukta pisti bulunan bir hava alanı gerekmektedir. Şehrin hemen kenarında bulunan Yunuseli Havaalanı işte bütün bu havacılık faaliyetlerinin emniyetle yapılacağı bir konumda bulunmaktadır. Ancak son günlerde basında yer alan haberlerde, Yunuseli Havaalanı'nın uçuşlara kapatılacağı ve havaalanı arazisine toplu konutlar inşa edileceği bilgileri yer almıştır.

Havacılık sitesi kokpit.aero'da 2 Nisan 2018 tarihinde, sitenin Genel Koordinatörü Tolga Özbek imzasıyla HAVALİMANLARI KONUT- AVM Mİ OLSUN? başlıklı bir yazı yayınlandı. O yazıda Bursa Büyükşehir Belediye Başkanı Alinur Aktaş'ın, Yunuseli Havalimanı’nın tamamen kapatılmasını istediği haberi yer almıştı. Tolga Özbek'in yazısında, havaalanlarının kapatılmasının yanlışlığı belirtilirken şu önemli noktalara parmak basılmıştı:“Öncelikle her havalimanı, stratejiktir… Acil durumda hayat kurtarır. Gün gelir ambulans uçak iner, yangın söndürme uçakları inip kalkar. Gün gelir, sportif havacılığa hizmet verir. Ultralightlar, tek motorlu uçaklara kucak açar. Veya uçuş okulları ile yeni pilotlar yetiştir. Havaalanını kaybettiğinizde geri gelmez… Ranta kurban edilemez...”

Kokpit.aero sitesinde 7 Nisan 2018’de: BURSA BELEDİYE BAŞKANI ALİNUR AKTAŞ: 9-10 BİN KONUT YAPARIZ başlığıyla bir yazı daha yayınlandı. Bu yazının devamında yapılan yorumda, HAVALİMANINI KAPATMAK DOĞRU MU? sorusu soruluyor ve konuyla ilgili olarak havacıların Bursa Büyükşehir Belediyesi'nin bu kararına karşı çıktığı belirtilerek; bir havalimanının stratejik’ olduğuna, sportif havacılıktan ambulans uçuşlarına kadar farklı alanlarda kullanılmaya devam edilmesi gerektiğine dikkat çekiliyordu.

Yine Kokpit.aero sitesinde 9 Nisan 2018 tarihinde ayni konuda, Gökçe Boztepe imzasıyla HAVAALANLARI, MEYDANLAR, İNŞAATA KURBAN EDİLİYOR! başlığıyla bir yazı daha yayınlandı.

25 Nisan 2018 tarihinde IHA haber ajansı kaynaklı yayınlanan bir haberde: "Büyükşehir Belediye Başkanı Alinur Aktaş, 7 yıl önce inşa edilen ve şehrin kalbine adeta hançer gibi saplanan 23 katlı Doğanbey Toplu Konutları için flaş bir açıklama yaparak, "Allah ömür verirse o konutları yıkacağım" beyanatı yer alıyordu.

Ben bu haberi okuyunca çok sevindim. Çünkü Başbakanlığa bağlı Toplu Konut İdaresi Başkanlığı (TOKİ) tarafından yedi yıl kadar önce yapılan 23 katlı, 17 bloktan oluşan site, Sayın Belediye Başkanı'nın ifade ettiği gibi Bursa'nın kalbine bir hançer gibi saplanmıştır. Bu blok konutlar, Bursa'nın kalbine olduğu kadar, Bursa deyince ilk akla gelen en tarihi eserlerden biri olan Ulucami'nin de kalbine bir hançer gibi saplanmıştır. Ulucami 1396-1399 yılları arasında Yıldırım Beyazıt tarafından yaptırılmıştır. Ulucami, Evliya Çelebi'nin ifadesiyle Bursa'nın Ayasofya'sıdır. TOKİ tarafından inşa edilen bu gökdelen konutlar, tarihi Ulucami'ye 600 metre, evet yanlış okumadınız, sadece altı yüz metre uzaklıktadır. Ulucami'yi adeta bir heyulâ gibi kapatan bu konutların bu noktaya inşa edilmesinde affedilmez bir yanlışlık yapılmıştır ve Sayın Büyükşehir Belediye Başkanı eğer sözünü tutar ve bu konutları yıkabilirse bu büyük yanlışlığı düzeltmiş olacaktır. Ancak buraya bir nokta koyalım.

Sayın Bursa Büyükşehir Belediye Başkanı söz konusu bu konutları yıkma düşüncesini ortaya koyarken, yıkma işlemiyle eşzamanlı olarak da, bu konutların yerine, Yunuseli Havaalanı arazisi üzerine toplu konutlar inşa edileceğini bir basın toplantısında açıklamıştır. Yunuseli Havaalanı'nın kapatılıp havaalanı arazisi üzerine toplu konutlar inşa edilmesi de aynen Ulucami'ye 600 metre mesafede 23 katlı blok konutlar inşa edilmesindeki yanlışlık gibi büyük bir yanlışlık olacaktır. Diğer bir ifadeyle, büyük bir yanlışlığı, diğer büyük bir yanlışlıkla düzeltmek gibi bir paradoksla karşı karşıya kalınacaktır.

Bursa'nın ve bir bakıma da Ulucami'nin kalbine bir hançer gibi saplanan TOKİ'nin Doğanbey Konutları, aşağıdaki fotoğrafta görülmektedir. Tarihi Ulucami, ne yazık ki, işte bu TOKİ konutlarının arkasında kaybolup gitmiştir!

Sayın Bursa Büyükşehir Belediye Başkanı'nın uçuşlara kapatılıp üzerlerine toplu konutlar inşa etmek istediği Yunuseli Havaalanı'nın fotoğrafı aşağıdadır.

Yunuseli Havaalanı'nın kapatılmaması ve uçuşlara açık tutulması için gerekçeleri şöyle özetleyebiliriz:

1. Havalimanları bütün dünyada stratejik bir değere sahiptir. Günü geldiğinde hayati ihtiyaçları karşılamak için mutlaka muhafaza edilmelidir.

2. Havaalanını kaybettiğinizde bir daha geri gelmez.

3. Bursa 3 milyonluk nüfusuyla ekonomide ve üretimde İstanbul'dan sonra ikinci sırada bulunmaktadır. Türkiye'nin toplam üretiminin %60'ı İstanbul / Bursa / Kocaeli hattında gerçekleştirilmektedir. Bu açıdan bakınca, Bursa'ya havadan erişilebilirliğin ne kadar büyük önem taşıdığı ortaya çıkmaktadır.

4. Yunuseli Havaalanı'nın uçuşlara kapatılması düşüncesinde, uçakla seyahat edecek Bursalıların şehre 45 dakika mesafedeki Yenişehir Havalimanı ile Osmangazi köprüsünün kullanılmasıyla 1 saat mesafede ulaşılabilen Sabiha Gökçen Havalimanı'nı kullanabilecekleri gerekçe olarak gösterilmektedir. Oysa zamanın çok kıymetli olduğu günümüzde, şehrin hemen dibinde, 5-15 dakikada ulaşılabilecek bir havalimanı varken yolcular elbette uzakta olan havalimanını değil, daha yakında olan havalimanını tercih edeceklerdir. Böylece hem zamandan hem de paradan tasarruf edilmiş olacaktır.

5. Bursa mahalli yönetimi, ileriye sürdükleri değişik gerekçelerle Yunuseli Havaalanı'nı ticari havayolu uçaklarının uçuş trafiğine açmayacaksa o zaman bu havaalanı en azından küçük uçakların, iş jetlerinin, ultralight ve sportif uçakların uçuşlarına açık tutulmalıdır. Bu havaalanı kapatılmayıp elde tutulduğu takdirde sportif havacılığa hizmet verir. Açılacak uçuş okullarında pilotlar yetiştirilebilir. Bursa'da konuşlu büyük sanayi kuruluşlarının yöneticileri ile iş insanlarının acil seyahat ihtiyaçları için kullanacakları iş jetleri bu havaalanında konuşlandırılabilir.

6. Hava alanları acil durumda hayat kurtarır. 3 milyon nüfuslu Bursa'da büyük üniversite hastaneleri, devlet hastanesi ve özel hastaneler bulunmaktadır. Bu hastanelerdeki hastalara acil tıbbi müdahale ve organ nakli gerektiğinde dakikaların kritik olduğu durumlarda bu havaalanına inecek ambulans uçakla getirilecek organla bir insanın hayatı kurtarılabilir.

7. Son yıllarda drone teknolojisinde büyük teknolojik gelişmeler olmaktadır.Alttan dört pervaneli, gövdeleri genişletilmiş, motor sesi duyulmayan, sessiz, her noktaya inip kalkabilen dronların ilerde ticari amaçlarla kullanılacağına dair pek çok emareler vardır. Türkiye'nin ekonomi ve üretimde İstanbul'dan sonra ikinci sırada bulunan Bursa'nın gelecekte ticari amaçlarla kullanmak isteyeceği dronlar için şehrin hemen dibinde bulunan Yunuseli Havaalanı bu amaçla kullanılabilecektir.

8. Bir şehrin yakınında havaalanı bulunması ve o havaalanından uçakların inip kalkması, medeniyetin bir göstergesi ve modern yaşamın bir parçasıdır.

Sonuç olarak, eğer yukarıda izah edilen gerekçeler dikkate alınmaz ve Bursa Yunuseli Havaalanı kapatılıp üzerlerine toplu konutlar inşa edilirse, bu sadece Bursa halkı için değil, bütün Türk havacılığı için geri dönülmesi imkânsız büyük bir hata ve yerine getirilemeyecek bir kayıp olacaktır.

Yazımıza Bursa / Nilüfer Belediyesi'nin tertiplediği havacılık sergisiyle başladık ve havacılık faaliyetleriyle doğrudan ilgisi olduğu gerekçesiyle, Yunuseli Havaalanı konusuyla bitirdik. Bu vesileyle, Nilüfer Belediyesini, Bursa'nın havacılık tarihinde unutulmaz yerleri olan eski havacılarımızın hatıralarını bizlere yaşatan böyle bir sergiyi açtıkları için candan, yürekten kutluyoruz.

İrfan Sarp

1 Haziran 2018

Email: isarp56@gmail.com