Ben Kimim

 
 
 

ŞİMDİYE KADAR KİMSE HAVADA KALMADI

 
Emekli Hava Pilot Korgeneral
Erdoğan ÖZNAL
111 nci Filo
 

111 nci Filo Komutanı olarak başımdan geçen enteresan bir olayı sizinle paylaşmak istiyorum. Bir gün rutin gece uçuşlarından birini uçuyorduk. Birçok kol vardı havada, ben de Üsteğmen Hasan ÇALIŞ ile ikili bir kol olarak gece profil ve seyrüsefer görevlerinden birini yapıyordum, uçuş boyunca her şey normal cereyan etti, iniş paternine geldik, pilof çektik, son yaklaşmaya 1 mil kala pisti görememeye başladım, bir acayiplik vardı ama neydi, iyice alçaldım; baktım inemeyeceğim, pas geçtim. Herhâlde önemsiz bir şeydir dedim kendi kendime. İki numara olan Hasan ÇALIŞ'a: "Senin, ben pas geçiyorum, kısa turla inişe geleceğim." dedim, pas geçtim, kısa tura çektim, rüzgâr altı bacağında her şey normaldi, pisti, ışıkları, meydanı, her yeri görüyordum, herhâlde bu sefer normal bir iniş yapacaktım, iniş takımlarını koydum, son dönüşe başladım ve pisti karşıladım, sürati yavaş yavaş son yaklaşma süratine düşürüyordum, fakat hayret, piste yaklaştıkça ve sürat düştükçe birinci yaklaşmadaki olayın aynısı cereyan ediyordu, yani pist ışıklarını yaklaştıkça göremiyordum, ne olduğunu anlamadım, ciddi bir arıza veya anormallik olmalıydı ama neydi, böyle giderse herhâlde inemeyecektim, yakıtım da azalmak üzere idi, biraz daha alçalmam mümkün değil, bir kuyuya alçalıyordum sanki, ne önden ne yanlardan pist ışıklarını ve dolayısıyla pisti görmem imkânsızdı, heyecanlanmaya ve biraz da korkmaya başlamıştım, havada benden başka kimse yoktu, zira biz son kolduk, iki numaram Hasan ÇALIŞ'ı da indirmiş ve gece saat 23:00'de tek başıma havada inmek için mücadele ediyordum. O zamanlar 1500 saat civarında F-100 Super Sabre uçuşum vardı, deneyimli bir pilottum ama inemiyordum işte. Üçüncü kez pas geçtim, kısa tura çektim, rüzgâr altında yine her şey normale dönüyordu. Yani etrafı, pisti, ışıklarını çok güzel görüyordum, normal bir iniş yapmamak için hiçbir neden yoktu, acaba bu sefer son yaklaşmada pisti görebilecek miydim, inebilecek miydim, inemezsem herhâlde atlayacaktım. Zira yakıtım da 500 libre civarına inmişti, ancak bir kez daha pas geçebilirdim. Ben bu heyecan ve düşüncelerle boğuşurken telsizden bir ses geldi: "Efendim ben kolunuza geliyorum." Allah Allah, bu benim iki numaram Hasan ÇALIŞ'ın sesiydi, ancak onun havada ne işi vardı, ben ilk pas geçişimde ona inmesini söylemiştim ve indiğini biliyordum, meğer Hasan ÇALIŞ inmemiş ve ben pas geçince o da pas geçerek meydan turunda beni takibe başlamış. Allah'tan ki öyle yapmış yoksa havada kalacaktım.  Gerçi "Havacılıkta kimse şimdiye kadar havada kalmadı." diye bir tabir vardır, herhâlde şöyle veya böyle ben de bir yolunu bulup inecektim, havada kalmayacaktım. Son dönüşe başladım, Hasan ÇALIŞ bana yaklaşıyordu, dönüşün bitimine yakın sağdan koluma geldi, ileri geçti ben onun koluna girdim, kolda iniş yapacaktık, o beni indirecekti, son yaklaşmaya girdik ben yine hiçbir şey göremiyordum. Artık her şey Hasan ÇALIŞ'ın maharetine kalmıştı, iyi bir yaklaşma yaptık, tam pist başına geldik ben yan görerek yani görmeden piste şiddetli bir vuruşla indim. Hasan ÇALIŞ pas geçti bu sefer, ben pist içinde yanlardan pist ışıklarını biraz görerek uçağı pist içinde tutabildim, pisti terk ettim hâlâ ne olduğunu anlamamıştım. Hasan ÇALIŞ da indi, başta Üs Komutanı olmak üzere ilgililer bizi merakla bekliyordu, inince onlar da derin bir "Oh" çektiler herhalde, olayın nedenini araştırdım ve hemen buldum. Malum, bir kural olarak ikili kolda gece uçarken bir numaranın kanat ucu ışıkları "dim steady", iki numaranın ışıkları ise "flash bright" durumunda olurdu, ancak pilofu çekince bir numarada ışıkların, yerden daha iyi görünebilmeleri için "flash bright" durumuna alınırdı. Ben de pilofu çekince ışıklarımı "dim steady" durumundan "flash bright" durumuna aldım, daha doğrusu aldığımı zannediyordum, ama alamamıştım demek. F-100 uçaklarında "flash bright" şalteri ile "windshield" şalteri yanyanadır, çıplak gözle bakmadan bu şalterleri her zaman karıştırmak mümkündür. Ben de kokpit ışıklarının çok "dim" olduğu gece uçuşunda artık ezberlediğimiz için bakmadan, şalteri "dim steady" durumundan "flash bright" durumuna aldığımı zannederken meğer onun yanındaki "windshield" şalterini ON durumuna getirmişim. Şalter yağmurlu havalarda ön camlara sıcak hava püskürterek pilota görüş sağlayan bir sistemdi, çok kuvvetli tazyikle ön kokpit camlarına hava verirdi. Bu şalterin normal olarak kapalı havalarda uçuştan önce yerde kontrol edilmesi gerekirdi. Zira zaman zaman boruların içine yağ, pislik girer ve bunlar da sistem çalıştığında görüşü engellerdi. İşte benim başıma gelen de buydu, kanat ışıkları şalteri yerine bu şalteri ON yapmışım ve borularda yağ, pislik vs. olduğundan bunlar son yaklaşmada sürat azaldığından görüşü ve dolayısıyla inişi engelliyordu. Bir daha gözümle görmeden hiçbir şaltere kumanda etmeyecektim. Yaptığım her kontrolü mutlaka gözümle görecektim. Her şey bir tarafa bu olayda Hasan ÇALIŞ'a, "Sen in!" dediğim halde inmeyişi, tehlikeli bir durumu olabileceğini sezmesi, aklını ve sağduyusunu kullanması kesin bir kazayı önlemiştir. Hasan ÇALIŞ akıllı ve iyi bir pilottu. Yoksa ben o durumda inemezdim, herhâlde paraşütle atlayacaktım. Hasan ÇALIŞ'a bu vesileyle teşekkürlerimi yinelemek isterim. F-100 Super Sabre uçağının fotoğrafları ve teknik özellikleri için tıklayın.